Eylül ayında gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda Merkel’in partisi olarak bilinen Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin ( CDU) tek başına iktidarı yakalayamaması, tüm dünyada olduğu gibi küresel kriz karşısında sosyal demokratların başarısız kalması Almanya’yı  derinden etkiliyor. Alman Hür Demokrat Parti’nin (FDP) bilinçli bir biçimde koalisyon görüşmelerini zora sokması ve koalisyon müzakerelerini kesintiye uğratmaları  demokrasinin beşiği dediğimiz ve istikrar kavramıyla özdeşleştirdiğimiz Almanya adına düşündürücü.

Ya Türkiye politikası? Almanya genel seçimleri öncesinde başbakan adaylarının ortak gündem maddelerinden biri de Türkiye idi. Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in haksız yere cezaevinde tutulması ve üstelik bugüne kadar hakkında herhangi bir iddianamenin hazırlanmaması, insan hakları savunucularının tutuklanması karşısında Alman hükümetinin tepkisi yetersiz kalmıştır.

 
Alman hükümeti seçilmiş HDP miletvekillerinin tutuklanması sonucunda, gazetecilerin, entellektüellerin  haksız yere gözaltına alınması ile ilgili de Türkiiye’ye  gerekli baskıyı yapamadı. Almanya, Barış bildirisine imza atan akademisyenler karşısında, sendika üyesi eğitimcilerin  görevlerinden alınması karşısında da gerekli tepkiyi gösteremedi.

 
Almanya seçimlerinden önce CDU’nun başbakan adayı Merkel ve Alman Sosyal Demokratların başbakan adayı (SPD) Martin Schulz televizyon programlarında Erdoğan’a karşı net bir tavır alınması ve ‘ artık bitti’ denilmesi gerektiğini savunmuşlardı. 

Almanya Başbakanı Merkel ‘ Türkiye’de 12 Alman vatandaşının siyasi nedenlerle tutuklanması karşısında Türkiye’ye ekonomik baskıyı artırmak istiyoruz’ demişti.

Oysa uluslararası sermaye, ulıuslararası güç odakları bunun böyle olmayacağını çok önceden biliyorlardı.Küresel kapitalizm ve mülteci sorunu karşısında zorlanan Almanya,  seçimlerden sonra bütün bu mesajlarını unuttu. Dışişleri Balkanı Sigmar Gabriel Antalya’da ( golf oynarken!)  ‘ Türkiye’ye karşı tavrımızı tekrar gözden geçireceğiz’ diyerek ilişkilerin normalleşeceği mesajını verdi.

İki ülke liderleri sahnenin ön yüzünde sertlik mesajı verirken,  sahnenin arkası yüzünde Almanya’ nın Türkiye’ye silah satışında hiçbir değişiklik olmadı üstelik daha da arttı. Barış mesajlarının yerini ekonomik ilşkilerde savaş ve ticaret almaktadır. 2017 yılının ilk altı ayında Almanya’dan Türkiye’ye 5 milyon 600 bin eoroluk silah satışı gerçekleştirildi. Sol Parti tarafından hükümete verilen önergeye ilişkin cevapta Federal İçişleri Bakanlığı Almanya’nın NATO müttefiki Türkiye’ye 49 milyon eoro kadar silah ve mühimmat verdiğini açıkladı.

Oysa Alman hükümeti NATO üyesi Türkiye’ye silah satışını derhal durdurulmalıydı. Türkiye’de hala bir çatışma ortamının devam ettiğini  bilerek Almanya’nın silah göndermesi ve askeri malzeme sevkiyatı barışı ve barışçıl çözümleri tehdit etmektedir.
....

Aydınlatılamayan ayrıntılar...

Alman basınında zaman zaman çıkan haberlere göre Almanya’da 6 bin MİT ajanı ve muhbirlerden oluşan bir ağın bulunduğu belirtiliyor. Bu konu hakkında Alman Sol Parti tarafından verilen önergelere hükümet tarafından net bir yanıt verilememektedir. Alman Die Welt gazetesi MİT’in Alman siyasetçiler hakkında bilgi topladığını, muhalifleri izlediğini ve aktif muhaliflerin önde gelenlerin Ankara’ya bildirildiğini yazmıştı. Federal hükümet bu konu hakkında da kamuoyunu  tam net bir biçimde aydınlatamadı.

DİTİB imamları..

Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nde ( DİTİB) görevli bazı imamların  Gülen yapılanması ile ilgili bazı notları göndermesiyle ilgili olarak Federal Savcılık tarafından ‘ gizli servis için casusluk faaliyeti’ iddasıyla soruşturma başlatılmıştı. Casusluk yapan DİTİB’e bağlı 13 imam tespit edilmiş ve imamların 10-15 vakada Gülen yapılanmasına yakın kişileri Ankara’ya bildirildiği kaydedilmişti.

DİTİB imamlarının Almanya’da hangi hiyerarşi içinde faaliyet gösterdikleri ve doğrudan Ankara ile ilişkileri konusunda da Alman hükümeti kamuoyunu net bir biçimde aydınlatamadı.

Federal İltica ve Mülteci Dairesi’nde Almanya’ya sığınmak isteyen Türkiye kökenliler hala işlemlerinin yapılmasını bekliyor. Alman hükümeti bu konuda da ‘ çifte standart’ uyguluyor. Fethullah Gülen cemaatine bağlı Gülencilerin iltica başvuruları teker teker kabul edilirken, Kürt, Alevi, sosyalist mültecilerin  dosyaları  aylarca bekletilmektedir. Federal Göçmen ve Mülteciller Dairesi  ( BAMF) verilerine göre iltica başburuları arasında bu yıl sadece Ağustos ayında 877 mülteci başvurusunun Türkiye kökenli olduğu belirtiliyor. Yine verillere göre bu yıl iltica başvurularından 8 bin 500’ünün karara bağlandığı ve yaklaşık 5 bin başvurunun red edildiği kaydediliyor.

....

ANKARA MÖLLN, SOLİNGEN KATLİAMINI HATIRLARKEN CİZRE KATLİAMINI HATIRLAMAK İSTEMİYOR!!

Almanya’da son günlerde miltecilere yönelik saldırılar, mültecilerin baırındıkları yerlere kundaklama olayları her geçen gün artmaktadır. Alman Federal İçişleri  Bakanlığı’nın verilerine göre mültecilere yönelik ırkçı saldırılar son yıllarda hızla artış göstermekte ve artan sayının ciddi bir artışa işaret ettiği açıklanmaktadır. Faşizm dil, din, millet, renk tanımaz. Daha dün 23 Kasım 1992 yılında Almanya’nın Schleswig-Holstein eyaletine bağlı Mölln kentinde ırkçılar tarafından bir Türk ailesinin oturduğu evin kundaklanması sonucunda Aslan ailesinin üç ferdi hayatını yitirmiş ve Mölln olaylarının yıldönümü anıldı.

Almanya’da yaşanan Mölln, NSU cinayetleri, Solingen, Ludwigshafen ırkçı cinayetlerin karşısında seslerini yükselten Ankara Cizre, Sur  yangınları karşısında sessiz kalmaktadır. İnsan Hakları Derneği ( İHD) ‘Cizre’deki bodrumda ölü sayısının 178 rakamının üzerinde olabileceği kuşkusu uyandırmaktadır. Bodrumun ,ilk giriş kısmı ortada bu yanık kemiklere birkaç mesafede yanmamış halde yünlerin bulunmasıdır’ denilerek sivillerin de mahsur kaldığı bodrumda yer yer kömürleşme düzeyinde yanık  kemiklerin görüldiği kaydedildi’ şekinde rapor hazırlamıştı. 

Irkçı saldırılar karşısında Almanya’ya demokrasi dersi dersi vermeye çalışan Ankara kendi karanlık tarihini aydınlatmalıdır.

Sözümü siyasetbilimci Dr. Lawrence Britt’in faşist rejimlerin 14 karekteristik özelliğinden sadece birini özetleyerek bitirmek istiyorum. ‘ İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi- Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, ihtiyaç gereği belirli durumlarda insan haklarının gözardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir. ‘

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.