Türkiye’de tartışmalı bir konu üzerine yoğunlaşma, uzun uzadıya bu konuya açıklık getirme, o konuyu anlaşılır kılma ve sonuç alma süreçleri giderek imkânsızlaşıyor.

Uzun zamandır gerçek gündemler, bir takım ani gelişen, büyük büyük gündemlerin döşediği buzlu camın ardında silikleşiyor.

Bir yanda göz hizanızda son derece önemli gelişmeler olup biterken, tam da “ne oluyor, burada ciddi bir sorun var”demenize kalmadan bir bakıyorsunuz ülke, misal AfrinHarekatı’nın ortasında buluyor kendini…

Böyle olunca da tüm konular daha az önemli, ikincil, göz ardı edilir bir noktaya taşınmış oluyor.

Gayet anlaşılır bir durum elbette,zira içine düştüğünüz şey “savaş” olunca, durum yaşamsal olanın dışındaki herşeyi görmeyi, anlamayı, tartışmayı anlamsız kılıyor. Öyle büyük bir konu ki bu, insanın içinden diğer hiçbir konuyu anlamak da yorumlamak da anlatmak da gelmiyor.

İşte burada annelerin o eşsiz lafı gerekiyor: “Hadi git bir yüzünü yıka”…

Çünkü yüzünü yıkayıp şöyle bir dikkatli baktığında, buzlu camın falan da bir işlevi kalmıyor. İyi ki…

Ekonomide resmi rakamların bile, bulundukları tablolardan, birileri onları görsün diyeneredeyse çığlık attığı günler yaşanıyor.

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomisinin Kasım ayı itibariyle, yani 2017 yılının 11 aylık dönemine ilişkin dış ticaret rakamları açıklandı. Ne kadar ihracat yaptık, kime yaptık,  ithalatımız ne kadar oldu, ne ithal ettik, nereden ettik? Hepsini, kayda girmiş olan yani resmi dış ticaretimize ilişkin detayları gördük.

Rakamlara bakan ekonomistler, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler, yani ilgililerin tamamı, tuhaflığı giderek artan bir gelişmenin Kasım ayında vardığı noktayı da görmüş oldu.

Çünkü resmi rakamlar şunu ortaya koyuyordu: Türkiye, 2017’nin 11 ayında, tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş şekilde,“Altın” ithal etmiş durumda. Öyle ki, Türkiye'nin Altın ithalatı, 11 ayda, bir önceki yıla göre yaklaşık 3,5 kat artarak 370 ton ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkmış durumda. Sadece 1 yıl önce bu rakam 106 tonken, şimdi 370 ton…

Parasal olarak da anlamı şu: Türkiye 11 ayda yaklaşık 15 milyar dolarlık Altın ithal etmiş. Bir önceki yılın aynı döneminde Altın ithalatı yaklaşık 5 milyar dolarken… Yani öyle bir şey olmuş ki, 1 yılda Türkiye’nin Altın talebi öyle çok artmış ki, dışardan Altın almak için 5 milyar dolar öderken, bu yıl3 kat fazla, 15 milyar dolar ödemişiz. Yanlış duymadınız yaklaşık 15 milyar dolar…

Altın ithalatı, 1 ayda, sadece Kasım ayında, bir önceki aya göre yüzde 47 artmış. Türkiye sadece Kasım ayında 805 milyon dolar Altın ithalatı yapmış, bir önceki ay, yani Ekim ayında 548 milyon Altın ithalatının üstüne…

Yani tam olarak “ne oluyor” diye sormanın yeri…

370 ton Altın kaç Tır eder? Tır-kamyon çeşitlerinin yük taşıma kapasitesine göre hesaplayan hesaplasın, çünkü diyelim 13 tır Altın şu anda Türkiye’de bir yerlerde… Bu Altın şu anda, kim ithal ettiyse onda…

“Ama ihraç da ettik” falan diyen olursa diye söylüyorum, Türkiye bu dönem net altın ithalatçısı…

Öte yanda bir başka tuhaflık da bu kadar Altını kimden aldığımızda… Türkiye Altın ithalatının çok büyük ve belirgin bir kısmını Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) yapmış. TÜİK rakamları, 2017 boyunca BAE ile Altın ticaretimizin tuhaf bir şekilde “coştuğunu” ortaya koyuyor.

Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. O zaman hatırlatalım.

Daha 1 ay önce New York Adliye’sinde anlatılanları, bizler burada aklımız almayarak dinledik. Türkiye ile İran arasında gelişen ve o zaman bir türlü anlayamadığımız, sorularımıza da yanıt alamadığımız ticareti… Yazılıp çizildiğinde tepki çeken ve herkese gerçeküstü gelen“Altın ticaretini” ve bu ticaretin arka planını okuduk ifadelerden. 2013’te birden bire resmi rakamlara da yansıyan ve kimsenin anlam veremediği o meşhur “Altın ticareti”, Zarab’a “Cari açığa ve Türkiye’ye yaptığı katkı” nedeniyle ödül getirmişti.

Şimdi Türkiye bir kez daha tam 4 yıl sonra, yine resmi rakamlardan, bir başka “Altın Ticareti” okuyor. 

Ülkeler elbette ticaret yapar, değerli taş, değerli metal ihraç da, ithal de eder. Başka şeylerin ticaretini yaptığı gibi… Ama bu ticaretin müphem bir içeriği olmaz, olmasına müsaade etmez. 

Müphemliği yaratan hem kötü anılar ve deneyimdir, hem de yanıtsız bırakılan sorular…

Altın ithalatıyla ilgili bu gizem, 2017 boyunca zaten artarak sürüyordu. Rakamlar her ay bir diğerinin üzerine çıkınca da hem siyasetçiler hem gazeteciler yazıyor, soruyordu. Kimseden ne bir ses çıktı ne de bir açıklama geldi. Ama geçen hafta açıklanan 2017’nin 11 ayına ait son resmi verilerin geldiği nokta, bütün sorulara artık yanıt vermeyi keyfe falan bırakmıyor.

Neden birden bire bu kadar yüksek bir tutarda Altın ithal etmeye başladık?

Yaklaşık 15 milyar dolarlık Altın ithalatının, zaten ekonominin bıçak sırtı makro dengelerine, cari açığı bu düzeyde artırarak verdiği zarar neden göze alınıyor?

Bu kadar Altını, Türkiye ne yapıyor? 

Neden bu ithalatın çok önemli bir kısmını sadece BAE ile yapıyoruz? 

Bu kadar Altını kim, hangi firmalar ithal etti?

Bu Altınlar nerede?

Hiçbir soruya, bu soruları soran kimseye yanıt gelmiyor. İşte müphemlik burada başlıyor.

Ekonomi haberciliğinde çok bilinen klişeler vardır.

Örneğin altın fiyatlarında artışı anlatan bir haber varsa “altın yatırımcısını sevindirdi”, ya da taleptekiartışa dikkat çekmek istediğinizde mutlaka “düğün mevsimi açıldı”benzeri bir başlığa da hazır olmalısınız. Geleneklerinde, düğünlerde altın takmak olan bu ülke için, düğün mevsiminin açıldığı yaz aylarına doğru, artan altın talebini anlatmak için bu tür başlıklar, mesela “Düğün Mevsimi Açıldı” gibi başlıklar, kimi durumlarda neşeli de olabilir.

Ama Türkiye’nin birden bire müthiş bir iştahla BAE’nden altın almaya başlamasını, insanların delirmişçesine altın talep ettiğine, bu talebi de misal “düğün mevsimi” ya da benzer basitlikteki bir gerekçeye bağlamaya kalkarsanız, neşeli olmaz.

Olmaz çünkü hem “bu ülkenin ne bitmez düğünü varmış arkadaş” denir… Hem de, bütün sorular bugün ya da yarın, burada ya da başka yerde, bir biçimde mutlaka gerçek yanıtını bulur…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.