Çoğumuz markete girdiğimizde renkli jelatin paketler içinde bize sunulan hayvansal gıdaları üzerinde fazla düşünmeden sepetimize atarız. Raflarda duran çaydan, pirinçten, çikolatadan bir farkı yok gibidir bir paket salamın. Fakat çok önemli bir noktayı gözden kaçırırız ya da bilinçli olarak görmezden geliriz hep. O et o market rafına gelmeden önce tıpkı bizim gibi duyguları, düşünceleri olan, hissetme yetisine sahip, acı çekebilen ve hayata tutunmak için çırpınan bir candı. Bir insan bebeği nasıl ki annesine muhtaçsa bir buzağı da o derece annesine muhtaç, biz nasıl ki ölümden korkuyorsak onlar da korkuyor, boğazımız kesilirken ne hissedersek aynısını onlar da hissediyor ve nasıl ki ayağımızı çime basmayı, gökyüzüne bakmayı seviyorsak onlar da bunu seviyor. Peki biz onlara neler yaşatıyoruz?

Şimdi sizleri Gary L. Francione’nin Hayvan Haklarına Giriş kitabından derlediğim bazı gerçekliklerle baş başa bırakmak istiyorum. Francione’ın bakış açınızı değiştirmenizde etkili olacağına inanıyorum.

“Sınai hayvancılık, pratikte hayvanların mümkün olan en küçük mekânlarda ve en ucuz imkânlarla yetiştirilmesi ve asgari düzeyde insan emeği gerektirecek şekilde en ucuz yemlerle beslenmesi anlamına gelir. Örneğin kesimlik sığırlar besi yeri denen büyük toprak ağıllara omuz omuza tıkıştırılır. Domuzlar ve tavuklar dâhil diğer hayvanlar fabrika depolarına benzeyen büyük yapılara kapatılır ve çoğu kesimhaneye gönderildiği güne kadar asla gün yüzü görmez. 

Yumurta üretiminde kullanılan tavuklar, sık sık üç beş kat yüksekliğe gelene kadar üst üste dizilen, genellikle 30 santimetrekare büyüklüğünde telden batarya kafeslere dörder dörder kapatılır. Bu hayvanların hayatları boyunca kuluçkaya yatacak ya da hareket edecek yerleri olmaz ve gagalarının, kanatlarının ve parmaklarının daracık tel kafeslere takılması sonucunda sık sık ayaklarını yaralar ve kemiklerini kırarlar. Hayvanlar kapalı ve sıkışık koşullarda yetiştirilip nakledildikleri için kolayca yaralanıp hastalanırlar ve sınai çiftçiler yemlerine düzenli olarak antibiyotik ve başka ilaçlar katar. Örneğin kesim vakti gelen domuzların yüzde 80’inden fazlası veremlidir. 

Dar bir alana kapatılmaktan kaynaklanan yamyamlık ve tüy yolma gibi davranışları engellemek için gerek yumurta gerek broyler üretiminde kullanılan tavukların gagaları dağlanır ya da kesilir. Çiftçiler tel örgü kafeslere takılmayı ve pençeleşmeyi önlemek için kanatlıların pençelerinin uçlarını keserler. Bu işleme pençe budama denir. Kalabalık besi yerlerinde ve nakil araçlarında meydana gelebilecek zararları azaltmak için genellikle kesimlik sığırların boynuzları çıkarılır. Çok ıstıraplı bir işlem olan boynuz çıkarma eritici merhemler, kızgın demirler, testereler ya da boynuzları kafatasından kazımaya yarayan boynuz çıkarma kaşıklarıyla yapılır. 

Boğalar hem uysallaşmaları hem de etlerinin daha yumuşak olması için hadım edilir. Çoğu hadım etme işlemi bıçakla ve sperm kanalını bağlayan pensler ya da kıskaçlar ya da erbezlerine kan akışını kesen elastrator lastik halkalarla gerçekleştirilir. Domuzlar da hadım edilir ve enfeksiyonlara yol açabilen kuyruk ısırma ve diğer stres kökenli davranışları engellemek için kuyrukları ve dişleri kesilir. Bu sakatlamalar çoğunlukla hayvanlara herhangi bir acı giderici ilaç verilmeden yapılır. 

Yumurta üreticileri erkek civcivleri yumurtlayamayacakları ve broyler üretiminde kullanılamayacakları için cinsiyetleri belirlenir belirlenmez itlaf ederler. Civcivler plastik torbalarda boğulur, başları kesilir, gazlanır ya da ezilirler. Pek çok tavuk kesimhaneye kasalama ve taşıma yönteminden kaynaklanan kırık kemiklerle gelir. Tavuklar burada, ayakları bağlanarak baş aşağı asılır ve uzun bir yürüyen bantla, suyuna elektrik verilen sözümona bayıltıcı bir banyoya taşınır, büyük bir döner bıçakla başlarının kesilmesinin ardından tüylerin daha kolay yolunabilmesi için kaynar suya daldırılırlar. Pek çok tavuk tam bayılmaz ve bazen bıçak hayvanın başının sadece bir kısmını uçurur. Sonuçta pek çok tavuk kaynar suya canlı canlı daldırılır. 

İneklerde nakil sırasında ölüm ve ağır yaralanma oranı yüzde 25 gibi yüksek bir seviyededir. Sağmal ineklerin buzağıları doğumdan hemen sonra genellikle bir iki gün içinde annelerinden ayrılır. “

Aldığımız her hayvansal ürünle bu korkunç trajediyi desteklemenin yanında doğaya çok ciddi zararlar veriyoruz. Hayvanların çektiği acılar umrunuzda olmayabilir. Peki çocuklarınıza yaşanabilir bir dünya bırakmak istemiyor musunuz? İşte Francione’nin derlediği verilerle endüstriyel hayvancılığın doğaya etkileri:

“Üretilen her bir kilogram hayvansal protein için hayvanlar tahıl ve ot şeklinde en az 6 kilogram bitkisel protein tüketirler. 1 kilogram kuzu eti üretmek için yaklaşık 16,4 kilogram tahıl ya da 30 kilogram ot kullanılır. Dünyada üretilen tahılın yüzde 40’ından fazlası doğrudan insanlar tarafından tüketilmek yerine et üretmek için hayvanlara verilmektedir. Hayvanlara vereceğimiz ekinleri üretmek için sınırsız toprağa ihtiyaç duymamız, humus tabakasının harap olmasıyla sonuçlanmıştır. Bir vejetaryenin bir yıllık gıdasını sağlamak için 675 metrekare toprak yeterken et yiyen birinin bir yıllık gıdasını sağlamak için yaklaşık 13.150 metrekare toprak gerekmektedir. Bu, bir birim toprağın et yiyenlerin 20 katı vejetaryeni besleyebileceği anlamına gelir. Amerika’da büyükbaş hayvanlara her gün, dünyadaki her insana iki somun ekmek sağlayacak kadar tahıl verilmektedir. 

1 kilogram sığır eti üretmek için 100 bin litrenin üzerinde su kullanılırken, 1 kilogram buğday üretmek için yaklaşık 900 litre su gerekir. Bir kilogram tavuk eti üretmek için yaklaşık 3.500 litre su kullanılırken 1 kilogram patates üretmek için 500 litre su yeterlidir. Hayvanlar yılda yaklaşık 1,4 milyar ton biyolojik atık üretmektedir, insan nüfusunun ürettiğinden 130 kat fazla. Sığırlar, koyunlar ve keçiler mide gazları ve atıklarıyla her yıl atmosfere 70-80 milyon ton metan saldıklarından hayvancılığın küresel ısınmada da önemli bir payı bulunmaktadır. Bu rakam atmosfere salınan metanın yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Ekinler ve otlatma için daha fazla toprak elde etmek amacıyla ormanların kesilmesi de bir başka sera gazı olan karbondioksitin atmosfere büyük miktarlarda salınmasıyla sonuçlanmaktadır.”

Yazımı Albert Einstein’ın sözleriyle bitirmek istiyorum: “İnsan sağlığına ve dünyada hayatın devamı ihtimalinin yükselmesine hiçbir şey vejetaryen beslenmenin ilerlemesinden daha fazla katkıda bulunamaz.” 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.