Çocuk istismarcılarını, tacizcileri, katilleri, alçakları konuşuyoruz. Konuşalım; sorgulamayı, ne yapmalı ne etmeliyi hiç bırakmayalım. Cezaları da konuşalım, caydırmanın yollarını da arayalım. Ama bir gün değil, bir ay değil, bin gün konuşalım ne olur, günlerce yıllarca konuşalım.

Cezayı kesersiniz. Ceza kanunlarında değişiklik bir günlük iş. Ama bu konu bir günün işi değil, üçünün beşinin kimyasal hadım edilmesi değil. İklim meselesi; asıl acil iklim problemi bu galiba. Bilinen adı “erkek” olan cinsiyet sorunu; ötekileştire ötekileştire legalleşmiş ırkçılık atmosferi hatta.

Biziz asıl sorumlu, gerçek suçlu. Ana gündeminin kahramanları, Alevi, Milliyetçi, Kürt, Sünni, Yahudi, Milli, Komünist, Ulusalcı, İslamcı, Gayrimilli, Müslüman, Kemalist, Hıristiyan, Yerli, Yabancı olan; her gün ağır cümlelerine bu öznelerle başlayan ya da o cümleleri okuyanlarız biz.

Bu kutuplaşma, bu ötekileştirme azalmadığı gibi, her geçen gün arttığına göre, biz de üretiyoruz, biz de sürdürüyoruz o halde bu berbat iklimi.

Bir papazı, Alevi bir aileyi kabul etmeyen, Yahudi bir ustanın emeğini öfkeyle yok sayan bir erkek, sevdiği “kadın”ı ne ölçüde, ne gerekçeyle kıymetlendirebilir ki.  Ya da Müslümanı aşağılayan, Kürdü küçümseyen biri nasıl çocuk yetiştirebilir ki.

Diyeceğim şu; kahvede geniş bir masa kurulsa, köy meydanında sohbet başlasa artık konu hep aynı: O parti bu parti, o mezhep bu inanç. Sohbet orda kalsa iyi, sadece tukaka olsa iyi; ötekine burada hayat yok arkadaş.

Şiddetten uzak tuttuğumuz çocuklarımızı bu politikadan koruyabiliyor muyuz?

Eskiden devlet fişlerdi. Eskiden ekmek karneyle verilirdi.

Şimdi herkes birbirini fişliyor. Şimdi herkes birbirine karneyle selam veriyor.

Bu iklim de çocuk büyütülebilir mi Allah aşkına. Hadi büyütüyoruz, şu siyasi atmosferin onları nasıl tahrip ettiğini hesabediyor muyuz?

Dünya iyisi, güvercin kalpli bir adamdı. Söylediklerine biraz kulak kabartanın hayran olduğu bir beyefendiydi. Malatya’da doğmuş, göçtüğü şehrin yetimhanesinde büyümüş bir İstanbul Beyefendisiydi.

17 yaşında bir çocuk geldi, arkasından vurdu onu, Ermeni diye.

Agos Gazetesi’nin önünde yüzü koyun yere yığıldık.

Bir gün sonra en büyük acının sahibi konuştu aynı yerde:

“Katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim...”

Rakel, biricik eşine, Hrant’a böyle veda etti. “Asalım” demedi.

Gelecek asmakta, kesmekte değil, hayatımızı düzeltmekte. Sakınalım, koruyalım, ama çözüm çocuklarımızı saklamakta değil, sevgiyle yetiştirmekte.

Çözüm çocuklarımızdan saygı beklemekte değil, onlara hakikaten saygı göstermekte.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.