Son günlerde, hükümet ile sendikalar(!) arasındaki görüşmeleri izledikçe kahroluyorum. 15 – 16 Haziran’ı olan bir ülkede, gelinen noktaya bakın. Bu ruh halindeyken, dalıp gitmişim ta nerelere:

80’li yılların sonuna doğru, 12 Eylül askeri darbesinin toplumda yarattığı korku ortamı, aydınların mücadeleleri ve direnişleri sonucunda dağılmaya başlamıştı.

Hemen her kesimden yurtseverler, sendikaları canlandırıyor, dernekler kuruyor, kısacası, toplum yeniden örgütlenmeye başlıyordu.

Yine polis takipleri, soruşturmalar, gözetlemeler, gözaltılar, işkenceler devam ediyordu ama yurtseverler pes etmiyor, demokrasi mücadelesi yükseliyordu.

Böyle bir dönemde sanatçılar olarak, söyleşiler, paneller, konserler, sergiler, atölye çalışmaları için, o festival senin, bu festival benim koşturup duruyoruz. Nasıl bir heyecan, nasıl bir coşku, nasıl bir inanç…  Yorulmak nedir bilmiyoruz.

Tam da bu günlerde, İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu, 10. kuruluş yıldönümü kutlama programı kapsamında, Selda, Sadık Gürbüz, Ezginin Günlüğü ve beni Stockholm’e davet ettiler.

Yurt dışına ilk çıkışım. Nasıl meraklıyım… Hemen şehri gezmek istiyorum. Ama akşam saatiydi vardığımızda. Bir şeyler atıştırdıktan sonra, otelimize dinlenmeye çekildik.

Ertesi gün bana eşlik edecek olan arkadaş, ricam üzerine erkenden geldi otele. Kahvaltıdan sonra attık kendimizi sokaklara. Bir taraftan da anlatıyor:

  • Burası 8 milyonluk bir ülke, kuzeye doğru gittikçe 6 ay gece, 6 ay gündüz…
  • Allah Allah!...
  • Peki, ben de sana bir soru sorayım; sen de örgütlü toplumun önemini kavramış bir arkadaşımızsın, sence bu ülkede sendika, dernek gibi yapılara üye olanların toplam sayısı kaçtır?

Şöyle bir düşündüm, gelişmiş, demokrasi geleneği olan, eğitimli bir halk…

  • 2 milyon?...
  • Çık, çık…
  • 2,5?...
  • Biraz hızlı çık Tolgacım.
  • 4 milyon değil herhalde?...
  • 36 milyon canım kardeşim!
  • Ne? Nasıl yani?...
  • Bir kişi ortalama 5 kuruluşa üye..  Şöyle ki; işyerinde sendikaya üye, mahallede mahalle derneğine üye, söz gelimi fotoğrafa ilgisi var, fotoğraf kulübüne üye, siyasal partiye üye… Askerin sendikası var, polisin sendikası var, ev kadınlarının sendikası var, var da var.

Özetle, toplum her alanda örgütlenmiş. Böyle bir toplumda, örgütlü yapının dışında kalan hiçbir siyasal parti, iktidar olamaz. İktidardaki parti de, sendikaların haberi olmadan asla karar almaz.

Hadi gel de bu toplumda darbe yap.

Ya da, gel de böyle bir ülkede iktidar ol ve çal, çırp, devlet bütçesini yakınlarına peşkeş çek, ya da, böyle bir toplumda, insanların gözünün içine baka baka takiyye yap.

Yıllardır ‘örgütlü toplum, örgütlü toplum…’ diye çırpınışımın nedeni budur. İnsan dünyaya

bir kez gelir ve her insan onurlu bir yaşam hakkıyla doğar. Bu hakkı elinden kaptıran toplumlar, yeniden onurlu bir yaşam istiyorlarsa, mücadele etmek zorundadırlar.

Bizden geçti artık, bari çocuklarımız okusunlar da, oralara gidip kendilerini kurtarsınlar diye düşünen ailelere sözüm şudur:

Böyle ne idüğü belirsiz bir eğitimden geçmiş bir insanı n’etsinler, alsınlar da başlarına bela mı etsinler? Hiç heveslenmeyin. Nazım Hikmet’in dediği gibi: Hazer de doğanın/ Hazer’dir mezarı.

           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.