Nobel ödüllü Sancar, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmasında gençlere gündelik politikayla uğraşmamaları tavsiyesinde bulundu. Bilimin nesnel bakışıyla hayata bakan bir insanın ülkemiz hakkında yaptığı bir çıkarımın sonucuydu bu cümle. Dışarıdan bakıldığında internet çöplüğünün içinde interneti yoğun kullanan genç kuşağın fikir düelloları ve kendilerinden geçercesine savundukları görüşler elbette dikkat çekiciydi. Basit bir gözlemle ulaşılabilir bir bilgi bu.

Herhangi bir Youtube sayfasının altında birbirine galiz laflar ederek haklılığını ispat etmeye çalışan ve haklı olmayı baskın olmakla aynı anlamda gören bir gençliğin yetiştiği çağdayız. Bilgiye erişmenin kolay olması, hemen herkesin basit bir iki klavye vuruşuyla belli alanlardaki bilgiyi listeleyebilmesi özellikle genç kuşağın tembelleşmesine neden oldu. Bir bilgiyi hafızasında tutmak ihtiyacı hisseden kuşak o bilgiye sürekli cep telefonu gibi küçük bir alet yardımıyla erişemeyeceği için tekrarlayarak zihnine yerleştirirdi. Şimdi tüm bilgi hızla akıyor ve bir sonraki görüntüye yetişebilmek için öncekinin anlamını orada biraz durup düşünen nesil tüm dünyada azalıyor.

İnternet komplo teorileriyle dolu. Geçtiğimiz günlerde İngiliz elçisi Richard Moore Türkiye’ye bir veda videosu yayınladı. Videonun içinde bizleri çok sevdiğinden, “gelişimimizden” yana duyduğu sevinçten tepeden bir bakışla, sanki okula yeni başlamış çocuklarla konuşur gibi söz etti. Konuşmanın bir bölümünde komplo teorilerine fazla kaptırdığımızı söyledi. Gerek videonun altındaki yorumlara gerek bazı internet sitelerindeki yorumlara baktığımda gördüğüm manzara korkunçtu. Kimse bir diplomatın dilinin yıllarca yaşadığı bir ülkeye karşı böylesi bir küçümser tavır almış olmasına aldırmamış hatta bunu çok samimi bulmuştu.

İngilizcede sömürge kelimesini karşılayan bir sözcük yok. Exploit sözcüğü en yakın olanı. İstismar etmek anlamında kullanılıyor ancak oradaki istismar ülkelerin az gelişmiş ülkelere yaptığı türden bir istismarı anlatmıyor. Kolonizasyon sözcüğünü çok kullanıyorlar. Gittikleri yerleri (Örneğin Hindistan) kolonize etmiş oluyorlar.

Dünyaya yaptıklarını nasıl anlamlandıracaklarını ve yayacaklarını bilen ulusların toplum mühendisliği yaparak, özellikle dili kullanarak projelerini yürüttükleri aşikar.

Herhangi bir komplo teorisinden söz ettiğinizde sizi paranoyak olmakla suçlayabilmek için film endüstrisiyle “Truman Show” karşınıza yanıt olarak konuluyor. Sürekli abartan sizsiniz. Onlar masum.

Yüzüklerin Efendisi filmini izlemişsinizdir. Film aslında alttan alta yoğun ırkçılık barındıran bir dünya savaşı alegorisi. Filmde aryan ırklara mensup olanlar (Elfler) ortalıkta yakışıklı adamlar ve güzel kadınlar olarak kasıla kasıla gezerken diğer ırklar ya cüceler oluyor ya da esmer tenli barbar yaratıklar (Orc) halinde karşımıza çıkıyor.

Gene son günlerde internet dizileri yaygınlaştı ve bir firma bize yönelik reklamlarını nasıl yapacağını bulmuş insanımızın kendisini o barbar Orclara benzetecek kadar kendinden geçmiş olmasını fırsat bilmiş. Kimse bundan rahatsızlık duymuyor.

Rahatsızlık duymamalarının nedeni tv’de izledikleri şeylerin düşüncelerinde yarattığı “ben değerliyim” izlenimi. “Ben de yapabilirim.”

Özellikle yetenek programlarını izlerken alanındaki yetkinliği tartışılır kimselerin jüriliği insanlara kabul ettiriliyor. Ünlü olmak ve yetkin olmak ayrı şeylerdir. Programları izleyen insanlar, Tv’de Celal Şengör’ü de izleseler, bu yarışmaları da izleseler kendilerini o “yetkin” auranın bir parçası olarak görüyorlar. Kimse tv’den izleyerek bilgi kazanmaz. Herhangi bir konuda bilgi arzusu olan gider makale okur, kitap okur vs.

İnternet videolarından ve tv’den  öğrenilen bilginin yüzeyselliği ve çoğunlukla işlevsizliği kimse tarafından rahatsız edici bulunmuyor çünkü başkalarının fikirlerini kendi fikriymiş gibi görerek diğerlerine anlatan bir gençlik yetiştirdik.

Ekşi Sözlük’e son günlerde çok fazla çıkışan insan var. Ekşi Sözlük’te kullanıcıların büyük bir bölümü yukarıdan aşağıya kendinden önce verilmiş toplumsal reflekse uygun tepkiler vererek safını belirliyor. Bu saf ağzı laf  yapan birinin safıysa bir çeşit katharsis yaşıyor. Sadece bir internet sitesinin kullanımı bile gençlerin dünyayı nasıl algıladığını anlamak için yeterli veriyi önümüze sunuyor.

Katharsis Aristoteles’in Poetika’sında geçer. Basitçe sahnede gördükleriyle özdeşim kuran seyirci kendini izlediği olayın kahramanının çileli yolundan geçmiş gibi görür ve bir çeşit arınma yaşar.

Tv’nin yaptığı buna benziyor. İnsanlar orada arınıyor ve birer zombi oluyor.

Nobel ödüllü Sancar’ın söz ettiği gündelik politika, şu şunu dedi bu bunu dediden öteye gitmiyor. Sanki başka türlü dese başka olacakmış gibi bir algıyla hareket eden insanlar internette birbirlerine karanlık düşünceler kusuyor.

Başka bir Nobel ödüllü bilim insanı olan John Nash’in hayatını anlatan ve ülkemizde Akıl Oyunları adıyla gösterilen filmde giderek deliren ve hayaller kuran dahi bilim insanı John Nash’in devleti temsil eden gizli bir yetkiliyle yaptığı bir konuşmayı hatırlatmak istiyorum.

Adam filmin 33. dakikasında merdivenden inip Nash’in yanına geliyor. Birlikte yürürken konuşuyorlar. Adam “Oppenheimer’ın da projesi benim komutam altındaydı” diyor. Nash önce anlamıyor fakat sonra atom bombasından söz ettiklerini anlıyor. Yüzbinlerce insanı bir anda yok ettik diyen adama bunu aklayacak bir yorum yapıyor. Adamın verdiği yanıt harika “Conviction is a luxury of thethose on thesidelines.”Yani “Yalnız mesuliyet sahibi olmayan adamlar kesin yargılara sahip olabilir.”

Herhangi bir olayın seyircisiysen rahatlıkla yorum yapabilirsin demek bu.

Bir toplum mühendisliğiyle uyduruk yarışma programları izletilen, siyasi dülellodan başka bir şey görmeyen bir nesil ancak izleyici olabilir. İzleyiciler yorum yapar.

Buna bulaşmayan insanlar çözüm üretir.

Medyamızda paranoyakça görebileceğiniz ama hiç öyle olmayan bir yönlendirme yaşanıyor. Kaynağından kopmuş durumda bile olsa bunun bizim ülkemizin çıkarlarına hizmet etmediği ortada. II. Dünya Savaşı’ndan önceki siyasi kararsızlığa sürüklenmeye çalışılan bir dünyada artık zafer elde etmek için ihtiyaç duyulan tek şey medya.

Yasaklı Wikipedia sitesinde 80’ler, 90’lar diye aratınca on yılın kilit olaylarını gösteren fotoğraflar çıkıyor. 90’lar “Hubble Uzay Teleskopu, Körfez Savaşı,Ruanda Soykırımı,İsrail ile Filistin arasında barış anlaşması, Lady Diana’nın vefatı,klonlanan koyun Dolly, Sovyetler’in dağılması ve internetin kendini göstermesiyken 2000’ler 11 Eylül saldırısı,Yuro’nun Avrupa’da standart para olması,Irak’ın işgali, Hint Okyanusu tsunami felaketi,Afganistan’ın işgali, 2008 Küresel ekonomik krizi, Olimpiyatlar ve sosyal medya ön plana çıkıyor. 1980 ve 2000 arası muazzam bir teknolojik gövde gösterisinden ibaret. Körfez savaşı bunun en bilindik örneği. 2010’lar sadece uyduruk yetenek yarışmalarının çağı.

Bakıldığında II.Dünya Savaşı’ndan sonra doğru düzgün icat yapılmadığı rahatlıkla görülebilir. İcatlar ihtiyaçlardan doğar. Bilindik önemli icatların hemen hepsi yıllar evvel yapıldı ve sürekli güncelleniyor. Cep telefonu, araba, uçak, çamaşır makinası, bulaşık makinası ve televizyon. Sanayide kullanılan birkaç yenilikçi şey varsa da bunun konumuzla ilgisi yok. Gündelik yaşantımızın içindeki nesneler artık yerlerini sabitledi.

Ülkece gerilimli zamanlar yaşıyoruz. Yeni KHK’dan sonra ortaya çıkan şiddet videolarına bakarak bunların bir toplum mühendisliğinin ürünü olarak belli zamanlamalarla açık edildiğini düşünmek yersiz olmaz. Kimsenin dillendirmek istemediği ve halının altına süpürdüğü türden toplumsal gerilimlerin önüne geçmek için gerekli olan ilk şey sansüre karşı durmak ancak nitelikli ürünleri insanlara izletmekten başka bir tutum olamaz. Cahilliğin cesaretlendirildiği bir toplum olmak istemiyorsak yapılacak tek şey maruz kaldığımız şeyin niteliğini sorgulamak.

Milletçe içine sokulduğumuz aşağılık kompleksinin oluşturduğu duvarı aşan bir gençlik yaratmak zorundayız. Tvve internet bağımlılığının olmadığı bir yaşam bizim ilacımızdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İA 2018-02-02 14:14:17

İlhan bey, yazılarınızı beğeniyle takip ediyorum bir süredir. Değişik bakış açıları getiriyorsunuz.