Suriye krizinin başladığı 7 yıl öncesine göz atarsak, şunu görürüz; Pakistan, Afganistan muhalefeti için ne ise Suriye için Türkiye o oydu. Geçmişin ders alınması gereken çıplak gerçekliği ortada.  Afganistan’a cihatçı ihraç eden merkez, Pakistan’ın Afgan sınırındaki Peşaver kentiydi.  Bu cihat merkezini ABD projelendirdi, Suud sermayesi besledi, Pakistan istihbaratı yönetti. Tıpkı Suriye’ye yönelik hamlenin aynısı... Aktörler hemen hemen aynı, sadece coğrafya isimleri farklı. Afganistan yerine Suriye, Pakistan yerine Türkiye isimlerinin yazılması dışında pek bir fark yok. Suriye için Afganistan’ın Peşaver’i önce Hatay oldu, sonra buna Gazi Antep eklendi.. Dile kolay, tam  7 yıl.. AKP eliyle Türkiye, 7 yıl boyunca Suriye için Afganistan’ın Pakistan’ı işlevini gördü.

Bu süreç içerisinde “Suriye Afganistanlaşacakdenildi. Ya da çoğunlukla,  “Türkiye Suriyelileşecek” diyenler de oldu. Peşinen söylediğimiz şuydu; Türkiye’nin nüfusu bir  miktar Suriyelileşir belki ama büyük oranda Selefileşir, Vahhabileşir, IŞİD’leşir.. Yani Suriye’den daha beter olur.. Çünkü Suriye’ye erişen bütün cihatçı yapılar gittikleri gibi geri geliyorlar, aynı güzergahtan.. Önce İdlip’te on binlerce cihatçı toplandı; Halep’ten, Dera’dan Hama’dan, Humus’tan, Kunaytra’dan, Şam’dan… Aklınıza neresi gelirse, Suriye coğrafyasının her cephesinden, çözülüp tahliye edilen herkes İdlip’te yığıldı. Özellikle belirtelim ki, bütün cihatçı yapıların tahliye merkezi olarak özel tercihleri olmuştur İdlip. Çünkü bu kent, Türkiye’ye açılan güvenli kapı olarak görülüyor. Zaten sınır denen bir şey yok, 2012’den itibaren Suriye’nin Türkiye ile arasındaki gümrük kapıları da dahil, sınır hattı cihatçıların kontrolündeydi. Bunun da ötesinde şimdi AKP, bu cihatçı yapılara güvence veren garantör taraftı. Yani hamilik güvencesi verendir.  Bu yüzden İdlip tercih edilen bir yığınak merkezi oldu. 

Ancak 7 yıldır Doğu Guta’yı rehin tutan cihatçıların tahliyesiyle birlikte artık mesele basit bir garantörlük formatından da öte, oldukça karışık ve kontrol edilemez hale geliyor. Çünkü Duğu Guta’dan tahliye edilen bu yeni cihatçı kafileler İdlip’te pek hoş karşılanmadılar. Özellikle Duma bölgesini rehin tutan Suud destekli Ceyşul İslam’ın buradaki cihatçı  gruplar tarafından istenmediği defalarca dile getirildi. Tahliye konusunda en son anlaşmaya varılan grubun Ceyşul İslam olması bundandı. İstenmiyorlar.. Suudi Selefi şeyh el Muhaysini bütün bunların olacağını biliyordu ve cihatçı yapıları uzlaştırmak için çok uğraştı, hatta birleşmeleri için kendisi yeni  bir cihatçı yapı oluşturdu. Fakat bunu başaramadığı görüldü. Zira Muhaysini cihatçılara “ortak düşmana karşı mücahitlerin birleşmesi” yönündeki fetvalarını yaymakla meşgulken, İdlip merkezi ve kırsallarında Nusra Cephesi ile Fetih el Şam Cephesi çatısındaki diğer cihatçı yapılar arasında derin çatışmalar yaşanmaya başladı. Dolayıyla bir uzlaşma sağlanamadığı gibi,  ayrılıklar derinleşti. O yüzden Doğu Guta’dan gelen ve çokça istenmeyen cihatçılarla aileleri başka alanlara taşındılar.

Doğu Guta’dan tahliye edilen cihatçılar için istikamet Afrin!

Afrin operasyonu AKP tarafından iç siyasete bir “ulusal güvenlik” meselesi olarak propaganda edildi. Denildi ki, “PKK uzantılı PYD/YPG terörünün ülkemizin ulusal güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelen tehditlerini bertaraf ediyoruz!”  Bunu AKP iç siyasete propaganda etti ama dış siyasette de alıcısı olmadı değil. ABD ve NATO’daki müttefiklerinin, Türkiye’yi Rusya çizgisinden uzaklaştırmanın bir fırsatı olarak gördüklerine, dolayısıyla bu operasyona sesli ya da kısık seslerle onay verdiklerine tanık olduk.  Ama dış devletler tarafından operasyonun kısmi olarak onaylanması, Türkiye’nin öne sürdüğü gerekçelerin yüzde yüz doğru olduğu anlamına gelmez. Çünkü gerçeği konuşmak gerekirse, Suriye krizinin başladığı 2011’den bu yana Suriye’de varlık gösteren Kürt Halk Savunma Güçleri-YPG’nin Türkiye’ye yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığını bütün dünya biliyor. Hatta AKP’nin kendisi de biliyor ki YPG, Suriye Hükümetinin silahlandırmasıyla 2012 yılında kurulan YPG, Türkiye için, “rejime karşı savaşta bir müttefik” olarak görüldü.  PYD Eş Başkanı Salih Müslim, bu müttefikliğin stratejisini görüşmek üzere defalarca Türkiye’ye davet edildi. Cihatçılarla birlikte Suriye yönetimine karşı ortak cephede buluşmanın koşulları oluşmadığı  (ya da PYD ikna olmadığı) için görüşmeler/müzakereler sonuçsuz kaldı.  2012’den bu yana YPG’den doğru Türkiye’ye yönelik herhangi bir tehdidin  raporlaştırıldığını kimse duymadı. Ama AKP’ye göre en büyük tehdit YPG’dir! Var sayalım ki öyle.   Fakat AKP’nin bu Afrin hamlesinin dillendirilen tehdidi ortadan kaldırmaktan ziyade, Suriye’ye transfer edilen ve şimdi geri dönüşleri yoğunlaşan cihatçılara alan açmaktan ibaret olduğunu artık bilmeyen yoktur. Peki, Afrin’de 6 yıldır varlık gösteren YPG’nin “bu süre boyunca Türkiye’ye yönelen  tehditleri nedir” diye sorsak ve dünyanın dört bir yanından toplanan cihatçıların yanı başımızdaki Afrin’e taşınmaları sonucunda “şu anda ülkemizin nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğunu kıyaslayın” desek, kim ne cevap verebilir?

Kendimizi kandırmaya gerek yok, bunun bir tek cevabı vardır; Asıl tehdit bundan sonra başlıyor. Çünkü sınırlarımıza, dünyanın en azılı katillerinden oluşan devasa bir yığınak yaptık!...

Sınırımızdaki asıl tehdit yeni başlıyor

Ceyşül İslam’ın rehin tuttuğu Duma bölgesi hariç, 31 Mart tarihi itibarıyla Doğu Guta’dan tahliye edilen cihatçıların aileleriyle birlikte toplam nüfusu 189 bine ulaşmıştı.[1] Bunların büyük oranda Afrin’e kaydırıldığı yönünde haberler yansıdı basına. 200 bine yakın nüfusun Afrin’den göç ettirildiği söyleniyor. Böylesi bir nüfus değişimi söz konusu.  Şimdi de son olarak Duma’nın tahliyesiyle birlikte Doğu Guta’dan en son çıkan Ceyşul İslam’ın Cerablus’a yönlendirileceği iddiası var. Yani İdlip’ten Afrin’e ve Cerablus’a kadar Türkiye sınırında geniş yay çizen bir alan, çok fazla sayıda ve çeşit çeşit cihatçıların merkezi haline geldi. İşte bundan sonra konuşulması gereken asıl tehlike budur.

AKP bütün bunlara alan açtı, dolayısıyla garantör olmuş oldu, ama hayal edildiği gibi bu geniş alana yığılan cihatçı potansiyel üzerinde bir tasarruf sahibi olmak hiç de kolay değil. Hatta imkansızdır. Çünkü birbirleriyle anlaşamayan  bu gruplar ne uzlaştırılabilir, ne de kontrol edilebilirler.

Halep’te daha önce bunun örnekleri görüldü. Halep kırsalını boşaltıp Fırat Kalkanı’na aktarım yapılmıştı. Bu tahliye AKP’nin bir emriyle gerçekleşmiş gibi görünse de, aslında o kadar kolay olmadı. O zamanlar cihatçıların kendi aralarındaki çatışmalar, birbirlerini “Suriye cihadına ihanet etmekle” ve davayı satmakla suçladıkları sözlü ve yazılı beyanlar hala duruyor. Söyledikleri şuydu: “Halep’i ve mücadeleyi para için terk ettiler, bizi dolara sattılar!” (2) O zaman cihatçıların bir kısmı aleni olarak sosyal medya hesaplarında videolar yayınladılar, “ihaneti” yazdılar. Bu çatışmalı süreçte açığa çıkan kritik şey şuydu; Türkiye’nin dolar üzerinden maaşa bağladıkları gitti!.. O çatışmalı zeminde süzülenler Fırat Kalkına dahil oldular diyebiliriz. Dolayısıyla buradan şu sonucu çıkarmak mümkündür; kim daha fazla dolar verirse oraya yönelebileceklerini gösterdiler. Hem de 5 yıl birlikte savaştıkları cihatçılara bir an bile dönüp bakmadan bunu yaptılar ve demek ki yine yaparlar..

Halep’in doğu kırsalından cihatçıların sosyal medyada paylaştıkları videolardan biri: “Halep bu kadar zor durumdayken kenti bırakıp 200 dolara, Fırat Kalkını’nda savaşmaya gittiler.”

Türkiye sınırlarına yayılan cihatçı yığınak ne yönetilebilir, ne de kontrol edilebilir

Şimdi gelelim bugün sınırlarımız boyunca kendilerine alan açılan ve birbirleriyle sürekli geçimsizlik yaşayan devasa cihatçı yığınağa.. Bunlar öylesine kontrolsüz ki, örneğin Doğu Guta’dan tahliye edilerek İdlip’e gelen bir cihatçının, 24 saat geçmeden, kendisini evine alan aileyi öldüğü haberlerini okuduk. (3) Doğu Guta tahliyesinden önce başlayan ve bu süreçte daha da şiddetlenen Nusra Cephesi önderliğindeki Heyet Tahrir-eş Şam (HTŞ) ile Ahrar-üş Şam öncülüğünde yeni kurulan Tahrir Suriye Cephesi arasındaki çatışmanın nereye evrileceği bilinmiyor. Türkiye destekli Ahrar-üş Şam’ın HTŞ’ye savaş ilan etmesi, Astana mütabakatı gereği İdlip’te HTŞ’yi çözme ve Nusra’yı tasfiye etme planının bir parçası mıdır? Şu anda bunu bilmek olası değil belki, ama öyle olsa bile, bu çatışma planlı ve kontrollü sürer mi? Böyle olamayacağını gösteren emareler var. Örneğin bugüne kadar cihatçı gruplar arasındaki çatışmalara katılmaktan kaçınan Türkistan İslam Partisi, bu çatışmanın Nusra cephesini tasfiyeye yönelmesi durumunda, Nusra'nın yanında savaşa dahil olacaklarını ilan etti. Bilindiği gibi Türkistan İslam Partisi, kendilerini "Nusayri rejim ve mücrim ortaklarına karşı Şam ehline yardım etmek için hicret eden ilk grup” olarak tanıtan ve Suriye’deki cihatçılar arasında “muhacir mücahitler” diye isimlendirilen Orta Asya'lı cihatçılardan oluşuyor. İdlip’teki cihatçı gruplar arasında devam eden çatışmaya yönelik şu açıklamayı yaptılar:

Bizler Türkistan İslam Partisi olarak Şam sahasındaki en büyük mücahit grup olan Tahriru’ş Şam’a karşı yapılan ihlalleri ve düşmanlıkları reddediyoruz. Buna karşı çıkıyoruz. Ayrıca Tahriru’ş Şam’daki kardeşlerimize karşı hamlenin genişlemesi durumda elleri kolları bağlı şekilde durmayacağımızı tekid ediyoruz. Mübarek cihadımızın kazanımlarının ve onca fedakarlığın zayi olmasına asla izin vermeyeceğiz. (4)

Öyle görünüyor ki, cihatçı gruplar arasındaki çatışma her an giderek derinleşebilir, ama bu çatışmalar sonucunda AKP’nin “Kuvayi Milliyesi” olarak endam gösteren cihatçı gruplar karşısında Nusra Cephesi gücünü daha da büyütür mü, yada bu büyümeden, yanı başımızdaki bölgenin yeni IŞİD’i olarak mı çıkar? Bunu bilmek güç, sadece birtakım tahminlerde bulunabiliriz. Görünen o ki, bir yandan “muhacir” (yabancı uyruklu) cihatçıların başka gidecek yerleri olmadığı için Suriye’de tutunma uğruna bütün coğrafyayı ateşe vermeye hazırlar. Diğer yandan, bu savaş yılları boyunca görüldüğü gibi kim daha fazla dolar verirse oraya yönelme potansiyeli taşıdıklarından, Türkiye sınırlarına yayılan bu cihatçı grupların ne yönetilebilir, ne de kontrol edilebilir olduğunu söyleyebiliriz. İşte asıl tehlike budur. Hem Rusya hem ABD “gözünün içine bakıyor” diye bu durumdan faydalanarak fırsatçılık siyasi güden AKP’nin, bütün bu cihatçı potansiyelin yükümlüğünü üzerine almakla ülkeyi nasıl bir bataklığın içine sürüklediğini görmek gerekir. Suriye coğrafyasındaki silah bırakmayı ret eden bütün cihatçıların ayıklanarak sınırlarımıza taşımasıyla, fiili olarak Türkiye için bir Peşaver yaratılmış oldu. Afganistan için Pakistan’ın Peşaveri ne ise, yanı başımızda AKP eliyle cihatçılara açılan alanlar da Türkiye’nin Peşaver’idir. Suriye’yi Afganistanlaştırmak üzere yola çıkanlar, Suriye’yi değil ama Türkiye’yi Afganistanlaştırmak üzereler. Ne yazık ki sahadaki gerçeklik budur; Türkiye giderek Afganistanlaşıyor!..

Dip notlar:

[1 ]https://www.arab48.com/%D8%A3%D8%AE%D8%A8%D8%A7%D8%B1-%D8%B9%D8%B1%D8%A8%D9%8A%D8%A9-%D9%88%D8%AF%D9%88%D9%84%D9%8A%D8%A9/%D8%A3%D8%AE%D8%A8%D8%A7%D8%B1-%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A%D8%A9/2018/03/31/%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A%D8%A9-%D8%A7%D8%B1%D8%AA%D9%81%D8%A7%D8%B9-%D8%B9%D8%AF%D8%AF-%D9%85%D9%87%D8%AC%D8%B1%D9%8A-%D8%A7%D9%84%D8%BA%D9%88%D8%B7%D8%A9-%D8%A5%D9%84%D9%89-189-%D8%A3%D9%84%D9%81%D8%A7

[2]http://www.alahednews.com.lb/fastnews/376673/%D8%AA%D8%A8%D8%A7%D8%AF%D9%84-%D9%84%D9%84%D8%A7%D8%AA%D9%87%D8%A7%D9%85%D8%A7%D8%AA-%D8%A8%D9%8A%D9%86-%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%B3%D9%84%D8%AD%D9%8A%D9%86-%D9%86%D8%AA%D9%8A%D8%AC%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%AE%D8%B3%D8%A7%D8%B1%D8%A9-%D9%81%D9%8A-%23%D8%AD%D9%84%D8%A8#.WE8k-LKLTIU

[3 ]Hama’nın Hawijah kasabasında, Doğu Guta’dan  gelişinden bir gün sonra bölgedeki cihatçı gruplar tarafından tutuklanmaya kalıştılar. Kaçmak için Kendisine evini açan dört kişilik aileyi öldürdü.  http://www.alalam.ir/news/3455306

[4 ]http://www.doguturkistanbulteni.com/turkistan-islam-partisi-catismaya-katilmadik-ancak-hts-karsiti-hamle-buyurse-yerimizde-oturmayiz/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.